3 Ocak 2020 Cuma

Kuntay Aktaş ile Girişimcilik Sohbetleri


Daha önce pek çok girişimcilik hikâyesi dinledim. Bunlardan bazıları kendi sorunlarına çözüm bulmuşlardı (Otsimo, Armut…), bazıları yurt dışında gördüklerini Türkiye’ye uyarlayarak başarıya ulaşmışlardı (Yemeksepeti…), bazıları ise çeşitli fikirler denemiş girişimci olmayı kafasına koymuş ve sonunda “İşte bu fikir!” diyerek girişimlerini kurmuşlardı (Evreka). 26 Aralık Perşembe günü Girişimcilik Sohbetleri kapsamında dinlediğim BTech Innovation’ın co-founderı Kuntay Aktaş ise bambaşka bir pencere açtı bana. Mezun olunca ilk çalıştığı yer bir proje olan Kuntay Hocam, yaptığı işi “3D yazıcılar kullanarak vücut içine yerleştirilen projeler yapıyoruz.” şeklinde tanımlıyor. Peki, bu tanımın projeye başlaması ile ne gibi bir alakası var? Kuntay Hocam, bu projeden yola çıkarak fikrini geliştirmiş ve BTech Innovation’u kurmuş.


Projedeki vizyonu fark edince özellikle deneyim anlamında projeden alabileceği her şeyi almaya karar veriyor. Sabah 7’de girdiği işten gece 1-2 gibi çıkıyor, ODTÜ Makine Mühendisliği mezunu olan Kuntay Hocam alanının tamamen dışında da olsa burada çeşitli ameliyatlara girip onları da inceliyor.

Henüz fikir aşamasında bile saatlerce ameliyata girmekten, 12 saatten fazla çalışmaktan söz ediyorum. Aslında bu konuda Kuntay Hocam’ın değindiği bir noktaydı. İnsanların bir kısmı rahat bir hayat süreyim, istediğim zaman işe gelip istemediğim zaman gitmeyeyim, çok zengin olayım kafası ile girişimci olmak istiyor.

“İnsanlar sanıyor ki kafana göre takılacaksın, çok rahat edeceksin. Oysa gerçekten en azından 5-10 sene canın çıkacak.”

Bu proje deneyiminden yola çıkarak bir girişimcilik fikri olmasını da formülleştiriyor:

-Teknolojileri biliyor, takip ediyorsanız
-Yapılmış örnekleri, yeni girişimleri inceliyorsanız
-Yurt dışını gözlemliyorsanız
İster belediyede çalışın, ister inşaatta, ister projede ortada bir sorun varsa fark ediyorsunuz ve diğerleri gibi bakıp geçmiyorsunuz. Sorunu “Business Opportunity”e çevirebiliyorsunuz. İnşaatta sayıları fazla olan forkliftleri optimize etmek bunun basit bir örneği.

Proje bittikten sonra askere gitmeden önce fikrini hayata geçirmek için fırsatlar aramaya başlayan Kuntay Hocam, tavsiyeler sonucu kendisini Adil Hocam tarafından düzenlenen “Find Your Co-Founder” etkinliğinde buluyor. O gün fikrini anlattıktan sonra Adil Hoca, “Burada dinlediğimiz fikirlerin %90’ı pivot edecek” dediğinde arka sıralardan birinde içinden, “Pivot etmeyecek %10’lardan birisi işte bu fikir.” diye geçiren Kuntay Hocam haklı da çıkıyor. Proje fikir aşamasındayken çeşitli dönüşümler geçirse de şu an dahi “Find Your Co-Founder” etkinliğinde anlattığı haliyle iş yapıyorlarmış.

Etkinlikte tanıştığı 20 yılın üzerinde savunma sanayi deneyimi olan Yusuf Kotan ile beraber çalışmasını da bir tavsiyeye dönüştürüyor Kuntay Hocam.

“Doktora yapmış birisinin girişimci olması daha da zor olabiliyor. Oysa gençken cahilsin, riskleri iyi göremiyorsun, her şey olabilirmiş gibi geliyor.”

Yusuf Hocam ile ilk tanıştıklarında, Yusuf Kotan da bir şirket kurmaya çalışıyormuş. Ancak şirketin ne belli bir yeri ne de ekibi varmış. Tüm bu belirsizliklere rağmen birbirlerine inanmışlar, Kuntay Hocam da riskleri görmezden gelebilmiş.

Burada Adil Hocam doktora öğrencisi ile lisans öğrencisinin farkına da kısaca değinmişti:
“Lisans seviyesinde mutlak doğruları öğretiyoruz, master seviyesinde bunların istisnaları olabileceğinden bahsediyoruz ve doktorada aslında lisans seviyesinde öğrendikleri her şeyin zıddını ispatlayan kanıtlar olduğunu gösteriyoruz öğrencilere. Bundandır ki muhtemelen bir lisans öğrencisi, en azından lisans seviyesinde bir doktora öğrencisinden daha iyi ders anlatır çünkü doktora öğrencisinin kafası allak bullak. Oysa lisans öğrencisinin mutlak doğruları var.”

Yine de böyle bir işe giriştiğinizde fikrin en basit şey olduğunu fark ediyorsunuz, diyor Kuntay Hocam. Finansal problemler, mevzuat sıkıntıları, bürokratik engeller… Hele bir de lisans hayatı boyunca bir tane bile finansal yönetim, girişimcilik dersi almamış bir makine mühendisiyseniz. Tüm bunlarla uğraşırken bir taraftan da çevre baskısı ile savaşmanız gerekiyor.

“Makine mühendislerine satış alanında çalışıyorum dersem pavyona düşmüş muamelesi yaparlar.”



Makine mühendisliği okumuşsun, mühendissin yani önemli işler yapıyorsun… Sonra birisi çıkıp iş dünyasına atılıyor, satış yapmayla uğraşıyor. Hele bir de Kuntay Hocam’ın annesi ve babası gibi ailen de memursa bir yerde düzenli çalışman onlar için çok önemli. Bu yüzden bu girişimcilik işlerine girdiğinde sana söylenenleri göğsünde yumuşatmayı da öğrenmen gerekiyor.

“Mühendisler yaptıkları işin en önemli iş olduğunu düşünerek hareket ederler. Sen de mühendissen onlar gibi önemli işler yapmalısın, satış değil.”

Burada psikolojik zorluklar da devreye giriyor. Dönem arkadaşların kurumsal firmalarda, savunma sanayinde işe girmişler. Sen ofisine minibüsle gidip gelirken onların özel arabası var ya da sen şehirlerarası yolculuğu otobüs ile gerçekleştirmek zorunda kalırken onlar uçaklarla iş seyahatlerine gidiyorlar.

“Öğrenciyken ya da yeni mezunken girişimci olmanın bir güzel yanı da bu: Rahatınız zaten yokken bu işlere başladığınızda minibüse binmek zor gelmiyor.”


Anlayacağınız girişimciliğe girişirken birinci motivasyonumuzun para olmaması gerekiyor. Kuntay Hocam’ın da dediği gibi kurumsal firmalar özellikle girişken ve sosyal işletme öğrencilerini çok seviyor. Zamanla bu sevgi dezavantaja dönüşüyor. Kurumsal hayatta çalışmaya başlayınca tam motivasyonunun düştüğü anda hop yeni bir unvan, yeni model bir araba ya da maaşına biraz zam. Hal böyle olunca, konfor alanın da genişledikçe bir noktadan sonra istesen de bu firmalardan ayrılamıyorsun. Burada ben de Kuntay Hocam gibi düşünenlerdenim:

“Girdin büyük bir firmaya. Ev, araba, iyi bir maaş… Hepinizin bunlardan olacak. So what? Bugün pek çok kurumsal çalışan 5 bin TL az alayım ama beni heyecanlandıracak bir iş yapayım, diye bekliyor.”

Girişimcilerin tüm bu psikolojik sorunlara göğüs gerebilmesi için en büyük motivasyonu bir şeyleri değiştirme, dünyaya bir şeyler katma ve bir şeyler başarma istekleri aslında. Tıpkı Kuntay Hocam gibi…

“Girişimcilik, bir şeylerin olur gibi olup olmaması.”

Peki, bu bizi durdurmalı mı? Uzun zamandır duyduğum en iyi girişimcilik tanımını yaptıktan sonra Kuntay Hocam, iki farklı yerde olan ofislerindeki deneyimleriyle bu soruya da cevap veriyor aslında. OSTİM’deki ofislerinde bakkala gittiğinde konuşulan konu zamlar, yemeğe çıksa insanlar ülkeye lanet ediyor. Herkes olumsuz bir tutum içinde, yaşadığı ülkeye ve şartlara lanet ediyor. Oysa ODTÜ Teknokent’e geldiğinizde karşı ofisinizde birisi yapay zeka hakkında okuduğu yeni bir makaleden bahsediyor, yemeğe gidiyorsunuz insanlar şirketlerinin başardığı ilklerden bahsediyor. Bunlar parayla alabileceğimiz şeyler değil. İşte bu noktada ekosistem denen şey devreye giriyor.

“Ekosistem Geyiği”nin doğruluğundan da bahsediyor Kuntay Hocam. Ne kadar fazla girişimcilik ekosisteminin içinde olursak o kadar vazgeçmeyeceğimizden, bir şeylerin o kadar yapılabilir geleceğinden… En basitinden ekosisteme girince görüyorsun çok iyi bir mühendis olsan bile satmayı bilmezsen girişimin hiçbir şey ifade etmeyeceğini. Hatta ürünü mükemmel hale getirmeye çalışırken, satış için para ve motivasyon kalmayacağını da yine bu ekosistemde gözlemleyebiliyorsun.

“İşletmeciler yapmak kolay, satmak zor diye düşünürken; mühendisler de yapmak zor, satmak kolay diye düşünüyor. Mühendisin kafasında ürünü mükemmelleştirip öyle satmak var. Bu yüzden de çoğu mühendis işleri an önce yetiştirmesini isteyen proje müdürünün aptal olduğunu düşünüp, hiçbir şeyden anlamadığını iddia ediyor.”

Kuntay Hocam’ın girişimcilik anlamında bizi geri çektiğini düşünerek değindiği bir diğer konu da özellikle Türkiye’deki “Öğrenilmiş Çaresizlik” muhabbeti. Ülkemizde ne zaman bir iş yapmaya kalsan “Dünyanın akıllısı biz miyiz, kimse yapamamış biz mi yapacağız?” gibi düşünceler seni çevrelemeye başlıyor. Bu noktada kendi kendine evet, dünyanın akıllısı biziz ve yine evet, kimse yapamasa da biz yapacağız, diyebilmek gerekiyor. Özellikle Kuntay Hocam Amerika’ya gidip orada şirket kurmuş Çinlileri, Hintlileri -ki onların imkânları bizden de kısıtlı- görünce yapabileceğimize olan inancı artmış. ODTÜ Teknokent’te gördüğüm çalışma, araştırma, öğrenme ve motivasyon kültürü ile ben de mümkün olduğuna inananlardanım.

Girişimciliğin mümkün olması için gereken diğer bir öge de “Odaklanmak”. Fazla bilgi zehirliyor, diyor Kuntay Hocam.

“Mühendisler 2 dönem boyunca termodinamiğin 2. Yasası ile ilgili bir ders alıyorlar. 2 dönem sonunda sorsan nedir bu yasa, diye hala kesin bir cevap veremezler.”

Girişimciliğin en büyük zehri de odaklanamamak. Aman şuradaki fırsatı da yakalayayım derken yapmak istediğin işten uzaklaşırsan bu girişimine de çalışma azmine de zarar veriyor. BTech Innovation’dan verdiği 3D Printer satma örneği bunu çok güzel açıklıyor aslında. Kendilerine bugünlerde Unicorn olmuş bir şirketten gelen onların 3D Printer’larını satma işine en başta “Biz satıcı değiliz” diyerek karşı çıksalar da sonra asıl yapmak istedikleri iş için paralarının azaldığını fark ediyorlar ve bu işin kendi yaptıklarından çok uzak bir iş olduğuna inanmadıkları için satışı kabul ediyorlar. Bir start-up olarak, Adil Hocam’ın deyimi ile bir ceylan bile olsak fırsatlara doğru koşmadan önce bize uygun olup olmadıklarına, odaklanmamızı engelleyip engellemeyeceklerine karar vermemiz gerekiyor.

Kuntay Hocam şirket içi kurdukları bir kulaklık şirketinden de bahsetti Girişimcilik Sohbetleri sırasında (Spin-of da diyebiliriz buna zannediyorum.). Hatta staj/iş başvuruları sırasında motivasyonu yüksek gözüken ama aslında her görev öncesinde yeni bir havuç vermeniz gereken adayları anlatırken değindi buna. Anlattığına göre kendilerinin bir odyolog aradıkları sırada “göklerden gelen bir mail” ile bu alanda çalışan birisinden iş başvurusu almışlar. İş başvurusunda deneyim elde etmek istediğini söyleyen kişi gerekirse ücretsiz çalışmaya da razı olduğunu yazsa da iş ciddiyete binip Kuntay Hocam, “Spin-of şirket kurulana kadar birkaç ay idare edebilirsen sonra bunu karşılarız.” demesine rağmen başvuruyu yapan kişi şartları kabul etmemiş. Aradan aylar geçip yeni şirket ödüller almaya başlayınca yeniden başvurmayı denese de iş işten çoktan geçmiş.

“Başvuruyu gördüğümde hayatının fırsatını yakaladığını düşündüm, resmen şirkette ortaklık teklif ediyorduk başvuruyu yapan kişiye. Buna rağmen birkaç ay dahi olsa zorluklara katlanamadığı için bunu kaçırdı.”

Diğer bir sorunları da “overskilled” çalışanlar olabiliyormuş. Özellikle stajyerlerden “bunu bitirdim, şimdi ne yapayım; onu da yaptım başka; daha zoru yok mu” kafasında şirkete gelenlerin kendilerini zorladıklarını söyledi. O güzel sözü unutmayalım, “Fazla bilgi zehirler.”

Teknojump hızlandırma programı (https://webrazzi.com/2013/05/08/teknojumpp-odtu-teknokent-program/) ile fikri somutlaştırmaya başlayan Kuntay Hocam, gelen “Rakibiniz yok muydu?” sorusuna giriş bariyerinin zor olduğu bir alanda iş yapmayı seçtiklerini ve bunu girişimci olmak isteyenlere tavsiye ettiğini, söyledi. Teknik anlamda ha deyince birinin giremeyeceği; yeni gelişmeleri takip etmek zorunda olduğun;  belki devlete satış yaptığın için zorlayıcı olan alanlar… Özetle giriş bariyeri zor olan işler yapmak bizi güvende tutuyor.

Şirket olarak tecrübe ettikleri diğer bir olaysa PR ile ilgili. Başta kafatası ile işe başlasalar da zamanla kalça vakaları daha çok olduğu için o alana eğilmişler. Oysa kafası olmayan bir adamla, olan bir adamın fotoğrafını koyduğunuzda mı daha çok etki eder yoksa yürüyemeyen bir insanla yürüyebilen bir insanı koyduğunuzda mı? İşte tam bu sebepten kalça vakası daha çok gelse de PR için kafatasını kullanıyorlarmış.

KUNTAY AKTAŞ Hocam’dan Bazı Tavsiyeler

*İnat etmek, azimle istemek ve yırtıcı davranmak önemli! Bir mail attın mı, takip et. Cevap gelmediğinde neden gelmediğini sorgula.

*Bir işe girmeyeceksen bile mülakatına gir, deneyim kazan. Kuntay Hocam kendisinden örnek vermişti bu maddede. Gittiği bir iş görüşmesinde kendisine “Yüksek lisans yapmayı düşünüyor musun?” diye sorduklarında, evet, demiş. Mülakatı yapan kişiler de bunu istemediklerini, işe odaklanabilecek birini aradıklarını belirtmiş. Başka bir mülakatta, yüksek lisans düşünmediğini söyleyince bu kez işveren yüksek lisansla işi beraber götürebilecek uzmanlaşmış birisini istediklerini söylemişler. Üçüncü defa bu soru ile karşılaştığındaysa artık tecrübeliymiş ve “Yüksek lisans yapıp yapmayacağıma çalışacağım yerle karar vermem gerektiğini düşünüyorum.” cevabını vermiş.

*Çeşitli yerlerde deneyimler elde ederek nerede, nasıl şartlarda çalışmak istediğinize karar verin. Sivil toplum kuruluşu mu size göre, devlette çalışmak mı yoksa kurumsal bir yapı mı? Kuntay Hocam mesela hep kurumsal firmalarda staj yapmış ve bugün bundan pişman olduğunu söylüyor. En basitinden küçük firmalarda çalışmak resmin tamamını görmek anlamına geliyor.

*Günümüzde multidisipliner olmak önemli. İşletmeciler için özellikle birazcık teknik bilgi hayat kurtarabiliyor. Çalışanının teknik bir işi ne kadar zamanda bitirmesi gerektiğini bilebiliyorsun.

*Unutma, fikir işin çok küçük bir kısmı!

*Bölüm + okul etiketi sonsuza kadar üzerine yapışacak. Bunu iyi kullanmasını bilmek gerekiyor. Bugün çok daha iyi teknik bilen, işin tamamen içinde adamlar bir şey söylediğinde ODTÜ Makina Mühendisliği mezunu birisinin söylediği şey kadar etki etmeyebiliyor.

BTech Innovaiton Staj Mülakatları ve İstenen Bazı Özellikler


Elif Nisa GÜLER

28 Aralık 2019 Cumartesi

Girişimci Olmak İsteyenlere Kitap Tavsiyesi: The Customer‑Funded Business!

   Son okuduğum kitap Adil Oran Hocam'ın Fundamentals of Business dersinde önerdiği THE CUSTOMER-FUNDED BUSINESS oldu. Dersin sevdiğim yanlarından birisi Adil Hoca'nın konulara uygun çeşitli önerilerde bulunması. (How We Got The Now? belgeseli, Yenilikçinin İkilemi kitabı gibi...) Bu önerilerin diğer bir güzel yanıysa kitap kütüphanede olmasa ve Amazon'da 23 dolara satılsa bile kitaba direkt Adil Hoca'nın kendi kütüphanesinden ulaşabiliyorsunuz :) Üstelik kütüphanesinden ödünç kitap alan sadece ben değildim, bu dersi beraber aldığım arkadaşlardan bazıları da o kütüphaneden faydalandı.




         Kitap en azından işin en başındayken yatırım almadan, sadece ürününüzü müşterilerinize satarak girişiminizi nasıl büyütebileceğinizi anlatmayı amaçlasa da bana bundan çok iş modelleri konusunda faydalı oldu. Yine Adil Hocam'ın önerisi ile okuduğum Alex Oserwalder'ın İş Modelleri Üretimi genellikle Kanvas İş Modeli üzerine yoğunlaşsa da bu kitap çeşitli "para kazanma" yollarını başarılı ve başarısız örneklerle çok iyi açıklıyordu.

                

(Airbnb örneği, Matchmaker Model) 

   Kitabın diğer güzel bir yanıysa dilinin neredeyse hiç sözlük kullanmadan anlayabileceğim seviyede olmasıydı. Özellikle Yenilikçinin İkilemi kitabını İngilizce okuyamayıp Türkçe çevirisini aldığım için bu kitaptan da birazcık korkuyordum. Neyse ki terimler tamamen bölümümle alakalı olduğu için zorluk çekmedim. Girişimcilik ile alakalı birkaç İngilizce okuma yapmış, İngilizce seminere katılmış diğer insanların da zorluk çekeceğini düşünmüyorum doğrusu. 

   Kitabın diğer güzel bir yanı "Management" alanında guru sayılabilecek kişilerden alıntılar yapması. Çeşitli yerlerde sizi başka isimleri de araştırmaya itmesi. Aşağıda verdiğim Peter Drucker örneği bunlardan sadece birisi:


   "If there is no paying customer - at least eventually - there is no business, either." - Peter Drucker, p. 6

   Konuyu anlaşılır kılmak için kitapta pek çok grafik de var. Bunlardan bir tanesi Adil Hoca'ya sorarak öğrendiğim bir grafik. Sadece grafik okuma anlamında değil; mean, medyan, average farklarının bir işe girerken ne kadar önemli olduğunu fark etmem konusunda da yardımcı olmuştu bana. Öncelikle grafiği siz de anlamayı deneyin (Size çok basit gelebilir, Elocan grafik okuma konusunda berbat birisi):

           

  " IRR (International Rate of Return): Bir yatırımın getiri oranının ölçüsü."

   Ne zaman VC'lerden bahsetsek muhakkak "Abi bunlar 20 şirkete yatırım yapıyor 15'i batıyor, 3'ü birkaç yıl yaşıyor, 2'si ile kar ediyorlar..." gibi bir geyik dönüyor. Hep girişimciler tarafından bakıyoruz olaya, kitapta bir de yatırımcı tarafına geçiyoruz. Ortalamaya baktığınızda VC'lerin çok kazandığını düşünüyorsunuz. Oysa durum göründüğünden biraz farklı. Paul Graham'ın Y Combinator'ı (Airbnb'ye de $20.000 destek vermiş) çok büyük miktarlarda kar ederken, çoğu VC iflas ediyor. Ancak ortalamaya bakarsak Y Combinator gibi hızlandırıcılar o kadar çok kar ediyor ki iflas edenleri kompanse edebiliyor. Bu yüzden iş çok karlı gözükse bile aslında pazardaki tüm karı birkaç şirket bölüşebiliyor.

   Baktığınızda bu çoğu pazara uygulanabilecek bir örnek. Pazardaki horozlar ve civcivler... Atılan ekmeğin boyutu büyük olsa da, civcivsen un ufak yiyorsun.

                 
   
   Kitapta yukardaki fotoğraftan görebileceğiniz üzere 5 iş modeli anlatılıp bu iş modelleri üzerinden müşterilerinize satış yaparak kendi kazandığınız parayla girişiminizi nasıl finanse edeceğiniz anlatılmaya çalışılıyor. Ancak dediğim gibi kitabın adının aksine içerikte daha çok direkt iş modeli ve hatta daha da ötesinde yatırımcıların size sorabileceği sorular anlatılıyor. Bu kısımlar özellikle ilgimi çektiğinden ve sizin de işinize yarayacağını düşündüğümden fotoğraflarını ekliyorum. İş fikrime bu modellerden birisibi uygulayabilirsem yatırımcı aramasam bile bu soruları cevaplamayı planlıyorum:







                 

                        
                         

                          

   "Step 1: Come up with a new idea for a new venture
    Step 2: Write a business plan
    Step 3: Raise some venture capital
    Step 4: Get rich!
    The Inc. 5000 in the USA, the Fast Track 100 in the UK companies didn't follow the conventional script. Why?

1. The venture capital community has stolen the entrepreneurial finance limelight (attention from the public)

2. The vast majority of fast-growing companies does not get their money "Writing business plan or pitch"

*MATCHMAKER MODELS: Matching up buyers and sellers. (Real estate broker, eBay, Expedia, Airbnb)

*PAY-IN-ADVANCE MODELS: Customers traditionally pay the supplier in advance for at leat part of the price of goods or services before receiving anything. (Consultants, architects, other service businesses)

*Kitap sadece iş modelleri üzerine de değildi. Başarısız olan iş modellerini anlatırken ufak tefek pivot eden örneklere de yer veriyordu.

"If you cannot get a customer to pay for your MVP (MVP ne bilmiyor musun? Şu yazımı ziyaret et: https://elocankt.blogspot.com/2019/11/ba4137-zafer-elcik-ve-adil-oran-ile.html), maybe it is time for a pivot." p. 17

*Kitabın katılmadığım bir iddiası ise günümüzde ekonominin de kötüye gitmesiyle beraber girişimlere yapılan yatırımların eskiye göre azalmış olması. Hatta yazara göre 3F (Friends, family, fools) bile artık risk alıp yatırım yapmıyor. Ben bunun aksine son yıllarda girişimlere yapılan yatırımların arttığını düşünüyorum. Ekosistemin genişlemesi de bunun en büyük kanıtlarından birisi. Bence yazar müşterilerden kazandığımız parayla şirketimizi büyütmemiz gerektiğini iddia ettiğinden böyle bir çıkarımı yapma ihtiyacı hissetmiş. Belki durum Amerika'da bizden farklıdır... Galiba bu başka bir ofis saatinde Adil Hoca'ya soracağım sorulardan birisi olacak...

   "Columbus, like many entrepreneurs today, had anm entrepreneurial dream." p. 40

*Queen Isabella ile King Ferdinant'ın çatışma yaşaması sonucu Columbus'un Hindistan'a giden yeni bir yol bulabilmek umuduyla ancak 5 yıl bekledikten sonra fon bulabilmesi ve Amerika'yı keşfini de yine yatırımcı beklemek yerine kendi kendimizi finanse edip bir an önce yolculuğa çıkmamız gerektiğine örnek vermek amacıyla anlatıyor.

*Yatırımcı beklemeyerek eldekilerle pay-in-advence modelini kullanarak büyüyen Dell kitapta sık sık anılıyor. Kurucusu Michael Dell'in yurt odasından bilgisayar satması "Dell Aproach" olarak ayrı bir başlıkta inceleniyor kitapta.

   "Dell Aproach:
   -Lower costs
   -No investments: The most significant implication of this business model was that Dell didn't need to buy any components before an order was received, and didn't risk holding unsold inventory, either.
   -His happy (pay-in-advence!) customer, ordering exactly the PCs they wanted, were soon funding rapidly growing business, and Dell quickly assembled enough cash - his customer's cash - to move out of his dorm."

   Dell'in hikayesini Fundamentals of Business dersinde de, Financial Accounting dersinde de dinlemiş olmak beni çok mutlu etmişti bu satırları okuduğumda. Derste öğrendiğim bir şeyi bir kitapta görünce ya da kitapta gördüğüm bir şeyi derste dinleyince bundan inanılmaz keyif alıyorum...

   Dell Aproach'ta dikkatimizi bir şeye daha çekiyor yazar:

   "Your customer is your best asset. So over deliver!" p.60

   Kitabı özellikle ilerde girişimci olmaya kafayı takmış arkadaşlara öneriyorum. Bir fikriniz olursa bunu nasıl iş modeline dönüştürebileceğinize dair güzel örnekler barındırıyor.

   Kitaba son bir bakış ve gelecekteki Elocan dönüp okusun diye aldığım notları ekliyorum:

"Matchmaker models are those in which the business, with no or limited investment upfront, bring together buyers and sellers - without actually owning what is bought and sold - and facilitates and completes transactions, earnings fees or commissions for doing so."

-Matchmaker Models ile ilgili aklıma takılan bir konu ise birbirlerini bulan seller ve buyer'ın neden daha sonra siteyi kullanmaya devam etmeleri gerektiği ile ilgiliydi. Sonuçta komisyon ödemeden aralarında anlaşabilirler. Üstelik artık birbirlerini tanıyorlar ve güven içeren bir ilişkileri de var yani aracının güvencelerine de ihtiyaçları yok.

   Bu soruyu Adil Hocam'a Armut.com örneği üzerinden sorduğumda yaptıkları puanlama uygulamasından bahsetmişti. Sen Armut.com üzerinden iş yaptıkça site seni boostluyor, böylece daha çok müşteriye ulaşabiliyorsun. (Return Purchase Behaviour)



"When business fail, that usually means there is too little cash coming in or too much cash going out." p. 87

*Eskiden RelayRides olan Turo, bir Amerikan eşler arası otomobil paylaşım şirketidir. Şirket, özel araç sahiplerinin araçlarını çevrimiçi ve mobil bir arayüz üzerinden kiralamasına izin veriyor. Wikipedia (RelayRides örneğini matchmaker modelsta vermişti.)

"Early stages investors, whether angels or VCs, are like lemmings (yaban sıçanı), but we all know what happens lemmings, as in the 1958 Disney film White Wilderness: they follow one another, jumping off a cliff and into the sea to their death." p. 122

*Tüm kitap boyunca profit ve cash flow farkını bilmenin öneminden bahsediyordu. Hem Adil Hoca'nın derste sık sık bahsettiği bir konuydu, hem de Accounting dersinde Can Öztürk Hocam anlatmıştı. Şu yazıda da ufaktan ben bahsediyorum: https://elocankt.blogspot.com/2019/12/isletmeciler-icin-kitap-onerisi.html

*Kitapta Recurring Revenue (Tekrar eden gelir): Subcription and SaaS (Software as a Service) Models başlığında bu işe öncü olan isim olarak Salesforce'u gösteriyor: https://www.salesforce.com/eu/?ir=1

Salesforce.com, Inc., merkezi San Francisco, California'da bulunan bir Amerikan bulut tabanlı yazılım şirketidir. Müşteri ilişkileri yönetimi hizmeti sağlar ve ayrıca müşteri hizmetleri, pazarlama otomasyonu, analitik ve uygulama geliştirmeye odaklanan tamamlayıcı bir kurumsal uygulamalar paketi satar. Wikipedia 

*Kitapta ilgimi çeken bir girişim de daha önce duymadığım TutorVista oldu. Türk versiyonu olup olmadığını araştıracağım:

"TutorVista, a provider of online tutoring for kids in the developed world - in maths, Englsh, and more - has gwon from a few teachers with a VoIP connection in Bangolore into the leading such provider and on acquisition by Pearson PLC, the world'S largest education company.
TutorVista with a headset and webcam at each end, a VoIP connection, and an 'Erasable whiteboard' on their computer screens on which both teacher and student could write - one in red, the other in blue -" p. 129

VoIP: IP üzerinden ses verisi gönderilmesidir. Bu ücretsiz uluslararası telefon görüşmesi yapmanın bir yoludur. Diğer bir ifadeyle bilgisayarınız üzerinden telefon görüşmesi yapmaktır.

"A subcription model enhanced customer adaption and retenion, not to mention cash flow!" 

"x wanted to growth quickly, but there was also the possibility that someone else could do exactly the same thing - no entry barriers here." p. 132

*Kitapta sevdiğim diğer bir hikaye ise ÇiçekSepeti'nin yabancı versiyonunu andıran bir girişime aitti:

"'We are Netflix of flowers. We enable customers to sign up for luxurious flowers with convenient delivery at really affordable prices.' Fresh-as-a-daisy flowers for $29 and up, beautifully arranged and delivered automatically. It looked like a good deal." p. 140
-"Flowers die and you actually want more."

"Get the balance right between the cost of acquiring a customer and the customer's life time value or payback period." p. 150 

"Users or members don't pay the bills. Customer do." p. 173

"The best money comes from customers, not investors." p. 238

"ZARA: 'You'd better buy now, or you will miss your chance." - Kitapta Zara'nın modayı takip etme politikasına da değiniyor.




Bu kitaptan genel anlamda pek çok şey öğrendim! Hani bazı şeyler için birikim gerekir ve biriktikçe de göl olur ya, hah bu kitap işte o birikimi arttırmamı sağladı. Somut bir değişim gözükmüyor belki, ama inanıyorum ki zamanı geldiğinde "Ah, ben bunu Customer Funded Business'ta okumuştum! Şöyle yapalım bu işi..." diyeceğim. 

Kitabı önerdiği ve kütüphanesini bizlere açtığı için Adil Oran Hocam'a çok teşekkürler! 


Elif Nisa Güler


   



12 Aralık 2019 Perşembe

İngilizceni Geliştirmek İstiyorsan TEDx Videosu İzle Efsanesi (?)

   Özellikle hazırlıktayken her İngilizce öğrenmek isteyene en azından bir kez "TEDx izle, çok faydalı oluyor" yorumu gelmiştir. Ancak bu yorum bende çoğu zaman şu etkiyi bıraktı:

   
    Ancak diğer TEDx izle deyicilerin aksine bu kez bunu nasıl yapmam gerektiğini anlatan canım Ertan Hocam'dan tavsiye aldım. Hikayeye en baştan başlayalım. Ertan, hikayesinde aldığı doktora derslerinden birinde yaptığı İngilizce sunumdan bir kesit paylaşıyor ve ben de laf atıyorum: "Ertan Hocam Ertan Hocam, İngilizceniz nasıl bu kadar iyi?" İşin esprisindeyim tabii ki bunu yazarken. Oysa Ertan ciddi ciddi cevap veriyor bana: "O işi halledelim, çalışkan insansın, çok güzel yöntemler var aklımda!"
   
   Böylece bugün akşamki UNİVERSKOP toplantımızdan sonra Ertan beni yurda bırakırken aşağıda sizinle de paylaşacağım taktiklerini anlatmaya başlıyor. Ben de Ertan 'Hocam'ın yalnız fizikte değil, kendim tecrübe etmek suretiyle öğretme işinde de çok iyi olduğunu öğrenmiş oluyorum. Bir kez daha fark ediyorum ki ufak bir yolculukta bile sizi öğrenci gibi hissettiren adamların akademide kalması gerekiyor, canım arkadaşım Ertan ile gurur da duyuyorum :) 

   Peki, ben ve 1 yıl boyunca Amerika'da asistanlık yapmış Ertan'ın izleyeceği taktikler neler onlara bakalım! (Evet abi, adam hala kendini geliştirme peşinde)

-Öncelikle dilin bir taklit işi olduğunu fark etmemiz gerekiyor sanırım. Burada Ertan'ın verdiği güzel bir örnek: "Demir dövmek" diye öğreniyoruz, "demir vurmak" demiyoruz. Üstelik bunu böyle öğrenirken de asla neden böyle, diye sorgulamıyoruz. Sadece duyuyoruz ve taklit etmeye başlıyoruz. Yeni yeni konuşmaya başlayan bir çocuğu düşünün, annesinden duyduğu "Afra tafra yaptı bana" sözünü yerli yersiz her yerde kullanmaz mı? Yeni bir dil öğrenmek de aynı buna benziyor.

-Dilin bir taklit işi olduğunu kabullendikten sonra taklit edecek birilerini bulmak gerekiyor. Ertan bir fizikçi olduğundan, Brian Greene'ı seçmiş ve bana da şu videosundan örneklerle açıkladı neler yapmam gerektiğini:

  
 Adamın hangi "the"ları vurguladığından tutun, bazı kullanımlara kadar üzerinde durdu pek çok şeyin. Adamın konuya başlarken kullandığı kalıp Ertan'ın sunuma başlarkenki kullandığı kalıptan çok da farklı değildi. Aslında bu konuşmalardan almamız gereken asıl şey, tabii ki bilginin yanında, onları taklit etmek! Bir cümleyi dinledikten sonra durdurup tekrar söylemek. Ancak böyle bize okullarda öğretilmeyen o kalıplara hakim olabiliriz aslında. Burada taklit ettiğimiz o kalıpları kullana kullana taklitten öteye taşıyıp kendi kalıplarımız haline getirebiliriz.

-Bu noktada Ertan'ın bir fizikçi olduğu Brian Greene'ı seçmiş olduğunu unutmamak gerekiyor. Bir işletme öğrencisi olarak aklımda birkaç isim var. Bunları dinleyip oradaki kalıpları defterime not aldıktan sonra sizlerle paylaşmak istiyorum. 

-Konuştuğumuz dil Türkçe değil. Bu yüzden İngilizceyi Türkçe gibi konuşmayı da bırakmam gerekiyor aslında. Bu da yine videoyu durdurup konuşmacıların nerelerde vurgu yaptığına dikkat etmemle sağlanabilecek bir şey. 

Kural çok basit: Dinle, taklit et, kalıpları not al, o not aldığın kalıpları kullan, kalıplar kalıp olmaktan çıkıp omurilikten diline gelsin! 

-Diğer bir konuysa Ertan'ın da şu an geliştirmeye uğraştığı "writing" konusu. Bu noktada da TEDx konuşamalarına yaptığımız şeyin benzerini İngilizce kitaplara yapmamız gerekiyor aslında. Bir cümleyi okuduk, bilmediğimiz bir yapı belki bir bağlaç var. Üstelik cümlenin anlamına baktığınızda siz ancak bunu 2 cümle ile ifade edebildiğinizi gördünüz! İşte öğrenecek ve yine önce belki açıp defterden bakarak writinginizde birkaç şeyi düzelteceğiniz bu kalıplar kullana kullana omurilikten yazacağınız kalıplar haline gelecekler. 

-Yarın 2 defterimi alıp, kendi alanımla ilgili aksanını beğendiğim bir TEDx konuşmasını da açıp bu bahsettiklerimi yapmaya ve o kişiyi taklit etmeye başlıyorum! Şu an okumakta olduğum The Customer Funded Your Business kitabındaki kalıplara da daha bir dikkatli bakmaya başlıyorum!

   Arabada yapılabilecek en verimli dersti galiba. Ertan'ın verdiği tüm örnekleri (Amerika'da yaşarkenki deneyimleri de dahil) anlatabilmem mümkün değil, bunun için onun öğrencisi olmak gerekiyor -ben de öğrencisi sayılırım artık-. Umarım akademide Ertan Hocam gibi öğretmeyi seven akademisyenlerin sayısı artar!

Böyle ekip arkadaşlarına sahip olduğum için çok şanslıyım :) 

Elocan


7 Aralık 2019 Cumartesi

İşletmeciler İçin Kitap Önerisi: Accounting Game

   Bölüme başlarken kiminle konuşsam en zorlanacağım ders olduğunu iddia ettiği Accounting, şu an en sevdiğim 2 dersten birisi. İçerisinde sayılar olan ve belli bir mantığa sahip dersleri liseden beri seviyorum. Accounting ise bu tanıma tam olarak uyuyor. 

   Açıkçası biraz şanslı olduğumdan bu dersi yüksek lisans arkadaşım Ekin ile almanın rahatlığını yaşadım. Asset = Liability + Equity muhabbetine de Adil Oran Hocam'ın hazırlıkta kendisinden izin alarak bir dönem boyunca katıldığım Valuation (http://adiloran.com/courses/ba4829/derslerinden biraz aşinaydım. Bunların yanında eğer bu kitabı ders seçimi haftasında alıp okumuş olsaydım accounting'in dünya tatlısı bir ders olduğunu, zevkle çalışacağımı önceden fark ederdim sanıyorum.

   Kitabı 1. sınav ile 2. sınav arasında ufak bir hatırlatma niyetine okudum. Kitabı öneren kişi de Accounting Stuff kanalının sahibi, yakışıklı bir beydi.  Genel olarak yine Accounting nedir ne değildir anlaşılması için kanalındaki videoların faydalı olacağına inanıyorum. Sadece debit credit olayında DEALER şeklinde ezberlemektense mantığını kavramak gerektiğini düşünüyorum.(Kendisinin ne kadar yakışıklı olduğunu düşünmekten zaman zaman dersi dinleyemediğim bilgisi doğru...)

Kitap Önerisi Videosu



DEALER ne ya hu diyenlere:



   Peki, kitap neyi anlatıyor? Kitap yazın başlamasıyla beraber limonata satmaya karar veren bir çocuğun kendi muhasebe defterini tutmasını anlatıyor. Limonata tezgahı için sigorta ödemesinden tutun arkadaşlarına sonra ödenmek üzere sattığı limonataların paralarını alamayacağını fark ettiğinde ne yapması gerektiğine kadar (bad debt) her şeyi ayrıntılı açıklıyor. Hatta bir yerde mahallenin bakkalı (?) ile konuşup ondan veresiye şeker/limon bile alıyor.




   Accrual Basis ve Cash Basis Accounting metodlarını da bir bir inceliyor:




    Ufak bir çocuğun yaptığı iş üzerinden, limonata satış işi üzerinden FIFO ve LIFO methodları anlatılır mı, kitap anlatıyor. Bu methodların ne oldunu bilmiyorsanız kitap basit bir dille size bunu da öğretiyor: (Değişik zamanlarda aldığımız malların fiyatları farklı oluyor. Peki biz satış yaparken hangi fiyattan satacağız? İlk aldığımız malı mı elden çıkartacağız, yoksa son aldığımız rafın en önünde duruyor ilk onu mu satarız diyeceğiz?)







   Hatta yazarımız bir yerde o kadar uçuyor ki küçük limonata dükkanımızın ünü yayılıyor ve satıcımız aynı zamanda danışmanlık hizmeti vermeye başlıyor. Böylece kitapta sadece "Merchandise Company" değil, "Service Business" da anlatılmış oluyor. 
   Uçuyor dememin diğer bir sebebi ise minik limonatacının kendisini Coca Cola ile kıyaslaması...



   Kitapta depreciation konusu bile limonata tezgahı üzerinden anlatılıyor:




 "On a daily basis, cash runs the business, not profits."


"Earnings isn't cash!"



Kitabın sonunda kendinizi Accounting Genius ilan edebileceğiniz küçük bir mezuniyet belgeniz de oluyor. Ben ODTÜ Kütüphanesi'nden aldığım için adımı yazamasam da :) 



   1. sınıf adına şunu söyleyebilirim ki keşke yazın sıkıldığımda macroecon çalışacağıma bu kitabı okuyup bölüme gelmeden kendimi accounting genius ilan etseymişim. Neyse her türlü accounting genius olduk zaten ;)

   Kütüphaneden alıp okuduğum bu güzel kitabı Accounting finalinde de her şeyin yolunda gitmesi koşuluyla kendime hediye edeceğim. İlerde kütüphanemde olmasını isteyeceğim bir kitap.

   Hala accounting nedir anlamadıysanız, ne işe yarıyor kafanızda oturtamıyorsanız mutlaka bu kitabı okuyun. Çok faydasını göreceksiniz! Kitabın PDF versiyonu için elocan_kt instagram ve twitter hesaplarından bana yazabilirsiniz!




   Elocan